Bize Ulaşın
TEHDİT SUÇU NEDİR?
Bir kimsenin bir zarara veya kötülüğe uğratılacağının bildirilmesi olarak tanımlanabilir. Bu bildirim sözlü olabileceği gibi bir davranış ile de gerçekleştirilebilir. Tehdit Suçu TCK md. 106’da düzenlenmiştir:
“Madde 106- (1) Bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden bahisle tehdit eden kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu suçun kadına karşı işlenmesi hâlinde cezanın alt sınırı dokuz aydan az olamaz. Malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağından veya sair bir kötülük edeceğinden bahisle tehditte ise, mağdurun şikayeti üzerine, altı aya kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur.
(2) Tehdidin;
a) Silahla,
b) Kişinin kendisini tanınmayacak bir hale koyması suretiyle, imzasız mektupla veya özel işaretlerle,
c) Birden fazla kişi tarafından birlikte,
d) Var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak,
İşlenmesi halinde, fail hakkında iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(3) Tehdit amacıyla kasten öldürme, kasten yaralama veya malvarlığına zarar verme suçunun işlenmesi halinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ceza verilir.”
Tehdit Suçunda Şikayet ve Zamanaşımı?
Tehdit suçunun malvarlığına karşı işlenen halini düzenleyen basit şekli için şikayet süresi mağdurun fiili ve faili öğrenmesinden itibaren 6 aydır. Tehdit suçunun yaşam hakkında yönelik hali için şikayet hakkı dava zamanaşımı süresi olan 8 yıl içerisinde kullanılabilir.
Tehdit Suçunda Görevli ve Yetkili Mahkeme?
Tehdit suçunda görevli mahkeme asliye ceza mahkemeleriyken, yetkili mahkeme suçun işlendiği yer mahkemesidir.
Tehdit Suçunun Unsurları?
Tehdit suçunda fail her gerçek kişi olabilirken fiil bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceği veya malvarlığı itibariyle büyük bir zarara uğratılacağından ya da sair bir kötülük edileceğinden bahisle tehdit edilmesidir. Tehdit suçunun mağduru her gerçek kişi olabilir. Tehdit suçu yalnızca gerçek kişilere karşı işlenebilen bir fiildir. Tehdit suçunun manevi unsurunu genel kast oluşturur. Tehdit suçunun taksirle işlenmesi mümkün değildir.
Tehdit Suçunun Özel Görünüş Biçimleri:
Teşebbüs:
Tehdit suçu teşebbüse imkan vermeyen sırf hareketli bir suç türü olup, ilgili suçun teşebbüs halinde kalması mümkün değildir.
İştirak:
Tehdit suçu, birden fazla kişinin birlikte işlemesi mümkün olan bir suçtur. Bu durum, tehdit suçunun nitelikli halleri arasında yer alabilir; örneğin, bir kişi diğerini tehdit etmeye azmettirebilir veya suç failine suçun nasıl işleneceği konusunda yardımcı olabilir. Bu tür durumlarda Türk Ceza Kanunu’nun 37. maddesi ve devamındaki ilgili hükümler uygulanır.
İçtimaı:
Türk Ceza Kanunu’nun 106. maddesinin 3. fıkrasında, tehdit suçunun içtima haline özel bir düzenleme getirilmiştir. Buna göre, tehdit amacıyla işlenen kasten öldürme, kasten yaralama veya malvarlığına zarar verme suçlarından dolayı ceza verileceği belirtilmiştir. Dolayısıyla, tehdit suçundan ayrı olarak bu suçlardan da cezalandırma yapılabilir.
Tehdit Suçunun Nitelikli Hali:
TCK md. 106/2’ded düzenlenmiştir buna göre:
“2) Tehdidin;
a) Silahla,
b) Kişinin kendisini tanınmayacak bir hale koyması suretiyle, imzasız mektupla veya özel işaretlerle,
c) Birden fazla kişi tarafından birlikte,
d) Var olan veya var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak,
İşlenmesi halinde, fail hakkında iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.”
Kanunda belirtilen hallerin mevcudiyeti halinde fail tehdit suçunun nitelikli halinden cezalandırılacaktır.
KONUYA İLİŞKİN YARGITAY KARARLARI
Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlüğü’ne göre “gözdağı verme” anlamına gelen tehdit, bir kimsenin bir zarara veya kötülüğe uğratılacağının bildirilmesidir. Bu bildirimin sözlü olması mümkün olduğu gibi başka yollarla ve bu bağlamda davranışlar yoluyla da yapılması mümkündür. TCK’nın 106. maddesinde yer alan “bahisle” kelimesi ile yalnızca sözlü anlatımlar değil, fiili davranışlar da kastedilmektedir. Nitekim kanun koyucu maddenin 2. fıkrasının (b) bendinde tehdidin mektupla veya özel işaretlerle işlenmesini suçun nitelikli hâlleri arasında kabul etmiş ve basit şekline göre daha ağır bir ceza ile cezalandırılmasını öngörmüştür. Bu nedenle tehdit suçu, söz, yazı, resim, şekil veya işaret ile de işlenebilecek bir suç olup önemli olan gerçekleştirileceği belirtilen haksızlığın mağdurun bilgisine ulaştırılmasıdır (M. Emin Artuk-… Gökcen-A. Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, 14. Baskı, … Yayınevi, … 2014, s. 271.). Bundan kasıt mağdurun herhangi bir yolla tehditten haberdar olmasını sağlamaktır. Mağdurun haberi olmadan onun arkasından söylenen sözler, yazılar, işaretler tehdit suçunu oluşturmayacaktır. Bu nedenle fail tehdit eylemini ya mağdurun yüzüne karşı ya da mağdura ulaştırılması gayesiyle gerçekleştirmelidir. Ancak failin korkutucu içerikli beyanının mağdura iletilmesi failin tamamen iradesi dışında gerçekleşmişse o zaman tehdit suçu söz konusu olmayacak diğer bir ifade ile failin iletme kastı bulunmayan sözlerin başkaları tarafından mağdura iletilmesi hâlinde tehdit suçu oluşmayacaktır (… Yaşar-… Tahsin Gökcan-… Artuç, Türk Ceza Kanunu, 1. Baskı, …, 2010, 3. Cilt, s. 3495; Durmuş Tezcan-… Ruhan Erdem-R. … Önok, Teorik ve Pratik Ceza Özel Hukuku, Seçkin Yayınevi, 15. Baskı, … 2017, s. 458-459.).
Tehdit suçuna konu saldırının kişinin veya başkasının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına, belirli bir ağırlıkta olmak kaydıyla malvarlığına ya da bunlar dışındaki sair bir kötülüğe yönelik olması gereklidir. Tehdidin, mağdurun iç huzurunu bozmaya, onda korku ve endişe meydana getirmeye objektif olarak elverişli olması yeterlidir. Bunun sonucu olarak suçun oluşabilmesi için mağdurun iç huzurunun bozulup bozulmadığının veya mağdurun bundan korkup korkmadığının ayrıca araştırılmasına gerek yoktur. Önemli olan failin tehdidi oluşturan fiili “korkutmak amacıyla” yapmış olmasıdır (Majno, Ceza Kanunu Şerhi, Türk ve İtalyan Ceza Kanunları, …, 1978, C. II, s. 127; … Pulat Gözübüyük, Türk Ceza Kanunu Şerhi, Kazancı Hukuk Yayınları, 5. Baskı, C. II, s. 517 ve 873.).
Tehdit suçuyla korunan hukuki yarar, TCK’nın 106. maddesinin gerekçesinde; “Tehdidin koruduğu hukukî değer, kişilerin huzur ve sükûnudur; böylece kişilerde bir güvensizlik duygusunun meydana gelmesi engellenmektedir. Bu nedenle, söz konusu madde ile insanın kendisine özgü sulh ve sükûnuna karşı işlenen saldırılar cezalandırılmış olmaktadır. Fakat tehdidin bu maddeyle korumak istediği esas değer, kişinin karar verme ve hareket etme hürriyetidir.” şeklinde açıklanmıştır.
Tehdit suçunun mağduru, iç huzuru ve sükunu, irade oluşturma ve iradi hareket hürriyeti ihlal edilen kişidir (İlhan Üzülmez, Yeni Türk Ceza Kanununun Hürriyete Karşı İşlenen Suçlar Sistemi Çerçevesinde Tehdit, Şantaj ve Cebir Kullanma Suçları, Turhan Kitabevi, …, 2007, s. 97.). Tehdit suçunun mağduru herkes olabilir. Ancak tehdit suçunun oluşabilmesi için mağdurun belirli bir kişi ya da kişiler olması gerekir. Muhatabı belli olmayan tehdit eylemleri diğer şartların da varlığı hâlinde TCK’nın 170. maddesi kapsamında “genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması” ya da 213. maddesi kapsamında “… arasında korku ve panik yaratmak amacıyla tehdit” olarak değerlendirilebilecektir.
TCK’nın 106. maddesinin uyuşmazlıkla ilgili ikinci fıkrasının (a) bendinde, suçun silahla işlenmesi nitelikli hâl olarak yaptırıma bağlanmıştır. Tehdidin silahla işlenmesi mağdur üzerindeki korkunun etkisini artırması, eylemin icrasını kolaylaştırması, tehdidin ciddiliğini göstermesi ve faile cesaret vermesi nedenlerinden dolayı kanun koyucu tarafından nitelikli hâl olarak kabul edilmiştir. Suçun silahla işlendiğinin kabulü için failin silahlı olması yeterli olmayıp tehdidin gerçekleştirilmesi sırasında silahın kullanılmış olması, silahın korkutucu gücünden bir şekilde faydalanılmış olması gerekmektedir. Bu durum, failin eline silah alıp mağdura doğru doğrultması şeklinde olabileceği gibi, failin belindeki silahı göstermesi şeklinde de olabilir. (Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2022/72 E., 2022/722 K.)
“…Her ne kadar Ceza Genel Kurulu ve İkinci Ceza Dairesi’nin yerleşmiş içtihatları ile Dördüncü Ceza Dairesi’nin önceki kararlarında tehdit suçunun oluşması için taammüt unsurunun gerçekleşmesi gerektiği ve kavga sırasında fevren söylenen sözlerin tehdit suçunu oluşturmayacağı görüşleri benimsenmiş ise de, Ceza Genel Kurulu’nun yukarıda sözü edilen son kararında (taammüt unsuru)ndan açıkca söz edilmediği, taammüt unsuruna yer verilmediği ancak bunun yanında, “… kızgınlık anında sarfedilen gelişigüzel sözlerde tehdit kastı vardır denilemez” şeklinde açıklamaya yer verildiği de bir gerçektir. Ancak, kararın tümü itibariyle değerlendirilmesi durumunda tehdit suçunun belirlenmesinde olaysal değerlendirmeye de ağırlık verildiği görülmektedir. Bu durum karşısında Ceza Genel Kurulu’nun olaysal değerlendirmeye ağırlık veren yeni temayülü karşısında uygulamanın netleşmesini beklemek yerinde olacak ve dolayısıyla şimdilik içtihadı birleştirme yoluna gitmekte hukuki yarar bulunmayacaktır. Bu sebeplerle, şimdilik içtihadı birleştirme yoluna gitmeye gerek bulunmadığına…karar verildi.” (YİBGK, E. 1991/5 K. 1993/1, KT. 18.01.1993)
