Hizmet Tespit Davası Nedir?

HİZMET TESPİT DAVASI NEDİR?

Bir işyerinde fiili olarak çalışma gerçekleştirmesine rağmen sigorta kaydı hiç yapılmayan veya yapılması gerektiği gibi yapılmayıp eksik yapılan işçilerin, sigorta kayıtlarının gerçek duruma uygun olarak düzenlenmesi ve yatırılmamış olan sigorta primlerinin ödenmesini sağlamak amacıyla işverene karşı açmaları gereken dava türüdür.

5510 sayılı Kanun’un md. 86./9: “Aylık prim ve hizmet belgesi veya muhtasar ve prim hizmet beyannamesi işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak beş yıl içerisinde iş mahkemesine başvurarak, alacakları ilâm ile ispatlayabilirlerse, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları dikkate alınır”

İlgili kanun maddesi kapsamında işçi hizmet tespit davası açabilecektir. İşveren tarafından işçinin sigorta girişlerinin hiç yapılmaması, gereği gibi yapılmaması ya da eksik yapılması gibi durumlarda, işverenin bu davranışı kasıtsız da olsa, kasıtlı da olsa, işçinin ciddi manada zarara uğraması ve çeşitli sosyal güvencelerden yararlanamaması veya gerçekte hak ettiğinden eksik yararlanması söz konusu olabilmektedir. Hizmet tespiti davası da işçinin işyerinde ne kadar süreyle çalıştığı, primlerinin tam yatırılıp yatırılmadığı, hizmetlerinin SGK’ ya bildirilip bildirilmediği (tescil edilip edilmediği) gibi konuların tespit edilmesine ilişkin olarak açılmaktadır.  Bu anlamıyla hizmet tespit davası, çalışma güvenliği ile hukuki öngörülebilirliğin sağlanması adına önemli bir araç olmakla birlikte, Anayasamızın “Zorla çalıştırma yasağı” başlıklı 18. maddesinin, 1. fıkrasının, 2. cümlesinde düzenlenmiş bulunan angarya yasağının yerine getirilmesi adına bir çeşit hukuki uygulama aracı olmaktadır.

İşveren tarafından işçinin sigorta girişlerinin hiç yapılmaması, gereği gibi yapılmaması ya da eksik yapılması gibi durumlarda, işverenin bu davranışı kasıtsız da olsa, kasıtlı da olsa, işçinin ciddi manada zarara uğraması ve çeşitli sosyal güvencelerden yararlanamaması veya gerçekte hak ettiğinden eksik yararlanması söz konusu olabilmektedir.

Hizmet Tespit Davasının Tarafları Kimlerdir?

Hizmet tespit davasının tarafları: İşçi, işveren ve Sosyal Güvenlik Kurumu’dur. Davacı taraf, sigortasız çalıştırılan ya da sigorta primleri eksik yatırılan veya sigorta kaydı ile çalışma durumuna ilişkin benzer bir usulsüzlük nedeniyle mağduriyet yaşayan işçidir.  İşçinin vefat etmiş olması halinde ise, mirasçıları hizmet tespit davasını hak düşürücü süre içerisinde açma hakkına sahiplerdir. Davalı taraf, işçinin sigorta kaydını ve çalışma düzenini kayıt altına almak ve kuruma bildirmekle yükümlü olan ancak bu yükümlülüğünü yerine hiç veya gerektiği gibi yerine getirmeyen işverendir. Önceden Sosyal Güvenlik Kurumu’nun da işçilerin sigorta kayıtlarının gerektiği gibi tutulmakta olup olmadığını denetlemek yükümlülüğü bulunduğu düşüncesiyle kurumun da davada davalı olarak gösterilmesi söz konusu olabilmekteydi. Ancak yeni yapılan düzenleme ile 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunumuzun 4/2. maddesi uyarınca hizmet tespitine istinaden işveren aleyhine açılan davalarda Sosyal Güvenlik Kurumu’na resen davanın ihbarı sağlanacak ve ihbar üzerine Sosyal Güvenlik Kurumu davaya işveren yanında feri müdahil olarak katılacaktır.

Hizmet Tespit Davasında İspat, Deliller ve İspat Yükü

5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda hizmet tespit davaları için özel bir ispat yöntemi öngörülmediği gibi, delil ve ispat hususuna ilişkin olarak herhangi bir kısıtlama da getirilmemiştir. Dolayısıyla hizmet tespit davasında sigortasız çalışma veya sigorta kayıtlarındaki herhangi bir eksikliğe dair işçi tarafından öne sürülen iddialar, hukuka uygun her türlü delil ile ispat edilebilir. İşyerine komşu olan binalarda soruşturma yapılabilir, inceleme ve araştırma için kolluk görevlendirilebilir, tanık dinlenebilir, mesajlaşma ekran görüntüleri ve işyeri giriş-çıkış kayıtları gibi delillerden faydalanılabilir. Hizmet tespiti davasında deliller yazılı olabileceği gibi sözlü de olabilir. Tanık beyanlarının dışında işyeri ile alakalı bulunan veya işveren tarafından işin yürütülmesine esas teşkil eden ya da iddia sahibinin söz konusu işyerinde çalıştığını gösteren her türlü yazılı belge ve evrak da mahkemeye delil olarak sunulabilecektir. Söz konusu belgelerin sonradan düzenlenebilir nitelikte olmaması mahkeme kararlarında önem arz etmektedir. Mahkemeler tarafından en fazla itibar edilen yazılı belgeler; ücret bordroları, ücret hesap pusulaları, gelir ve gider belgeleri, yasal defter kayıtları, özlük dosyaları ve sözleşmelerdir. Ayrıca noter veya kamu kurumlarınca onaylanmış veya düzenlenmiş olan her türlü belge de mahkemelerce önemli delil olarak kabul edilmektedir. Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinde belirtilen işveren tarafından Sosyal Güvenlik Kurumu’na verilmesi gereken aylık prim ve hizmet belgeleri, işe giriş ve işten çıkıp belgeleri gibi evraklar da delil olarak gösterilebilir ve ilgili kurum ve kuruluşlardan bu belgelerin celbi talep edilebilir.

Hizmet Tespit Davasında Arabuluculuk Hususu

İşçilik alacakları bakımından arabuluculuk dava şartı olarak düzenlenmişse de hizmet tespit davalarında arabuluculuk dava şartı değildir, dolayısıyla dava öncesinde arabulucuya başvurulmuş olması gibi bir zorunluluk söz konusu değildir. Sigorta kayıtları hiç veya gerektiği gibi yapılmayan işçi, doğrudan hizmet tespit davası açabilir ve bu hususun mahkeme tarafından tespiti ile SGK’ya bildirilmesini talep edebilir.

Hizmet Tespit Davasında Görevli ve Yetkili Mahkeme

Hizmet tespit davasında görevli mahkeme: 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunumuzun 86/9. maddesi uyarınca İş Mahkemesidir. Ancak iş mahkemelerinin bulunmadığı yerlerde Asliye Hukuk Mahkemesi, bu davalara İş Mahkemesi sıfatıyla bakar. Hizmet tespit davasında yetkili mahkeme ise, 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunumuzun “Yetki” başlıklı 6. maddesi uyarınca:

  1. Davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesi,
  2. İşin veya işlemin yapıldığı yer mahkemesi,
  3. Davalının birden fazla olması durumunda bunlardan birinin yerleşim yeri mahkemesidir.

Bunlara aykırı sözleşmeler geçerli sayılmaz. SGK aleyhine açılan davalarda yetkili mahkeme, Sosyal Güvenlik İl Müdürlüklerinin bulunduğu yer iş mahkemesidir.

Hizmet Tespit Davasında Zamanaşımı veya Hak Düşürücü Süreler

Hizmet tespit davasında zamanaşımı değil, hak düşürücü süre söz konusudur. Yani süre aşımı yargılamanın her aşamasında ileri sürülebileceği gibi, hakim tarafından da resen dikkate alınmalıdır. Bununla birlikte hizmet tespit davalarında hak düşürücü süre, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunumuzun 86. maddesinin 9. fıkrasında açıkça 5(beş) yıl olarak öngörülmüştür. Sigortalı ölmüşse murisin hak sahiplerinin hizmet tespit davasına dair hak düşürücü süresi murisin ölüm tarihinden itibaren başlar.

1 Günlük Hizmet Tespit Davası Nedir?

İşveren tarafından işe giriş bildirimi yapılan ancak primleri ödenmeyen işçi açısından söz konusu zamanaşımı sürelerinin işlemeyeceği Yargıtay içtihatları ile kabul edilmektedir. Bu halde işçi zamanaşımı süresi ve hak düşürücü süreye takılmadan davasını açabilecektir. Bu durum uygulamada 1 günlük hizmetin tespit edilmesi davası olarak ifade edilmektedir.

1 günlük hizmet tespiti başka bir ifade ile sigorta başlangıç tarihinin tespiti edilmesine ilişkin açılan hizmet tespit davalarıdır. Birçok işçinin geçmiş dönemlerde çalışmış olduğu işyerleri tarafından işe başlama bildirgesi verilmiş olmasına rağmen sigorta primi ödemesi gerçekleştirilmemiştir. Bu durumda da işçilerin emekli olma süreleri gecikmektedir. Bu ve benzeri durumlarda açılacak bir hizmet tespit davası ile kişilerin 1 günlük sigorta başlangıçlarının tespit edilmesi sağlanmaktadır. İş Mahkemesi tarafından işe başlangıç bildirgesi verilip verilmediği tespit olunacak ve bu durumda sigorta primi ödenmemiş olsa bile işe başlama tarihinde fiili başlangıç tarihinin esas alınabilmesi için değişiklik yapılacaktır.

Hizmet Tespit Davası Ne Kadar Sürer?

Hizmet tespit davalarının ne kadar süre boyunca devam edeceği ve hükme bağlanıp kesinleştirilmesinin ne kadar zaman alacağı sorusuna ilişkin olarak net bir cevap vermek mümkün değildir. Zira hizmet tespiti davalarının ne kadar süreceği konusu mahkemelerin iş yoğunluğuna göre değişmektedir. Ancak somut olaya ve mahkemelerin iş yoğunluğuna göre de değişebilmekle birlikte hizmet tespiti davalarının yaklaşık olarak 1-2 yıl sürdüğünü söylemek mümkündür. Dava iş mahkemelerinde sonuçlandıktan sonra İstinaf ve Temyiz aşamalarına geçilebilir.Kanun yollarına başvuru nedeniyle bu süre 3-5 sene kadar da sürebilmektedir.

NOT: Son getirilen düzenleme ile birlikte 8 Eylül 1999 öncesinde sigortalı olup kadınlarda 20, erkeklerde 25 yıl sigortalılık süresini tamamlayanların emekli olabilmeleri mümkün hale getirilmiştir. Bu sebeple hizmet tespitinin yapılması son derece önem kazanmıştır. Düzenleme ile belirtilen tarih öncesinde çalışmış ancak hizmet girişi yapılmamış olan kişiler şartlarının oluşması ile dava açabileceklerdir.

KONUYA İLİŞKİN YARGITAY KARARLARI

Uyuşmazlığın çözümünde davanın yasal dayanağını ( mülga ) 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesi oluşturur. Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davalar, kamu düzenine ilişkin olduğundan, özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde re’sen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de göz önünde bulundurulmalı, diğer taraftan, 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesi hükmüne göre; Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesine ilişkin davanın, tespiti istenen hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içinde açılması gerekir. Bu yönde, anılan madde hükmünde yer alan hak düşürücü süre; yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalışmaları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar için geçerlidir. Bir başka anlatımla; sigortalıya ilişkin olarak işe giriş bildirgesi, dönem bordrosu gibi yönetmelikte belirtilen belgelerin Kuruma verilmesi ya da çalışmaların Kurumca tespit edilmesi halinde; Kurumca öğrenilen ve sonrasında kesintisiz biçimde devam eden çalışmalar bakımından hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemez. Ne var ki; sigortalının Kuruma bildiriminin işe giriş tarihinden sonra yapılması, bir başka ifade ile sigortalının hizmet süresinin başlangıçtaki bir bölümünün Kuruma bildirilmeyerek sonrasının bildirilmesi ve Kuruma bildirimin yapıldığı tarihten önceki çalışmaların, bildirgelerin verildiği tarihide kapsar biçimde kesintisiz devam etmiş olması halinde, Kuruma bildirilmeyen çalışma süresi yönünden hak düşürücü sürenin hesaplanmasında; bildirim dışı tutulan sürenin sonu değil, kesintisiz olarak geçen çalışmaların sona erdiği yılın sonu başlangıç alınmalıdır. Ayrıca, eldeki davaya ilişkin kuvvetli delil niteliğinde olan kesinleşen işçi alacağı davasının; Kurumun taraf olmaması nedeniyle hak düşürücü süreye etkisi olmadığı bilhassa belirtilmelidir.

Eldeki davada, davacı, 1996, 1997 ve 1998 yıllarında davalı Spor Kulübü’nde geçen hizmetlerinin tespitini istemiştir. Dosyanın tetkikinde; davacının, 26.08.1996-31.05.1997, 16.07.1997-31.05.1998 ve 01.02.1999- 31.05.1999 tarihleri arasını kapsayan davalı Spor Kulübü ile yapılmış sözleşmelerinin bulunduğu ancak hizmetlerinin 01.02.2003 tarihinden sonra davalı Kulüp tarafından Kurum’a bildirildiği bu haliyle dava konusu döneme ait işe giriş bildirgesi ya da hizmetinin bulunmadığı anlaşılmaktadır. Mahkemece sözleşme süreleri dikkate alınarak davanın Kabulüne dair hüküm tesis edilmiştir.

Mahkemenin kabulü hatalıdır. TFF’dan gelen sözleşmelerin hak düşürücü süreye bir etkisi bulunmamakta olup, davanın hak düşürücü süreye uğradığı belirgindir. Mahkemece, davanın hak düşürücü süreye uğradığının kabulüyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. O hâlde, davalılar avukatlarının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.  ( Yargıtay 10. Hukuk Dairesi E. 2015/17274 K. 2015/18794)

 

Dava, 5510 Sayılı Kanunun geçici 7/1. maddesi uyarınca uygulama alanı bulan, mülga 506 Sayılı Kanunun 79/10 hükmü uyarınca açılmış hizmet tespiti davasıdır. Bu tür sigortalı hizmetlerin tespitine dair davalar, kamu düzenine ilişkindir. Bu sebeple özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmesi zorunludur. Bu çerçevede hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyerek, gerekli araştırmaların re’sen yapılması ve kanıtların toplanması gerektiği göz önünde bulundurulmalıdır.

Eldeki somut davada; davacının tespitini talep ettiği 20.3.2006-22.7.2006 tarihleri arasındaki dönem yönünden, daha önce aynı konuda açılan ve Kahramanmaraş İş Mahkemesince 2007/236 E-2011/420 K. sayılı kararı ile açılmamış sayılmasına karar verilen davada dinlenen tanık anlatımları ile bu dosyada bilgi ve görgüsüne başvurulan tanık anlatımları karşılaştırılmalı, varsa, çelişkiler giderilmeli, yine, bu dosyalardaki davalı şirket yetkililerinin beyanları değerlendirilmeli, bu döneme dair bordro tanığı M. Taşkıran dinlenilmeli, bu şekilde sigortalının bu döneme dair olarak kayıtlarda görülmeyen çalışmalarının hangi sebeplerle kayıtlara geçmediği, ya da, bildirim dışı kaldığı hususu, çalışmanın varlığı ve kesintili olup olmadığı yöntemince araştırılmalı, toplanan tüm kanıtlar birlikte değerlendirildikten sonra elde edilecek sonuca göre bir karar verilmelidir.

Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz ardı edilerek eksik araştırma ve inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir

O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.(Yargıtay 10. Hukuk Dairesi E. 2013/17322 K. 2014/1631)

 

Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir.

Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.

Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi … tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.

Davacı, 10.06.1996-21.09.2006 tarihleri arasında askerlik süresi hariç kesintisiz olarak işveren muris …’a ait iş yerlerinde çalıştığının tespitini talep etmiş, Mahkemece, ilâmında belirtilen gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir.

İşveren …’ın mirasçıları olan gerçek kişi davalıların,… Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 04.07.2012 tarih, 2012/403-2012/1025 sayılı kararı ile, mirası kayıtsız ve şartsız olarak reddettiklerinin tesciline karar verilmiştir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Tespit davası” başlığını taşıyan 106’ncı maddesinde, tespit davası yoluyla, mahkemeden, bir hakkın veya hukuki ilişkinin varlığının ya da yokluğunun yahut bir belgenin sahte olup olmadığının belirlenmesinin istenebileceği hüküm altına alınmıştır. Buna göre; tespit davaları, bir hakkın veya hukuki ilişkinin var olup olmadığının tespitine ilişkin davalardır. Bu davaların işlevi, bir hukuki ilişkinin var olup olmadığının tespiti olup, bundan öteye gitmez.

Sigortalının, Kuruma bildirilmeyen geçmiş hizmetlerinin tespiti için 506 sayılı Kanunun 79/10’uncu maddesine (5510 sayılı Kanun md. 86/9) göre açacağı dava, “tespit davası” niteliğini taşımanın yanı sıra, aynı zamanda “olumlu tespit davası”

özelliğini de göstermektedir (Güzel/Okur, s. 200; Tuncay/Ekmekçi, s. 245; Tunçomağ, s. 193; Mustafa Çenberci, Sosyal Sigortalar Kanunu Serhi, Ankara 1985, s. 512; Sözer, s. 74; Özgür Öztürk, “Sigortalı Hizmetin Tespiti”, Çimento İsveren Dergisi, 1998/1, s. 31).

Hâl böyle olunca; işverenin gerçek kişi olduğu hizmet tespiti davalarında, çalışma iddiası ispatlandığı takdirde, mahkemece kurulacak hüküm, sigortalı hizmetlerin varlığının tespitinden öte, parasal konulara ilişkin herhangi bir irdeleme içermediğinden, mirasçıların mirası reddetmiş olmaları, mirasçılar yönünden tespit hükmü kurulmasına engel teşkil etmeyecektir. Ancak, bu husus, Kurum tarafından primlerin tahsili aşamasında göz önünde bulundurulmalıdır.

Kaldı ki; Türk Medeni Kanununun 612. maddesinde “En yakın yasal mirasçıların tamamı tarafından reddolunan miras, sulh mahkemesince iflâs hükümlerine göre tasfiye edilir. Tasfiye sonunda arta kalan değerler, mirası reddetmemişler gibi hak sahiplerine verilir.” düzenlemesine yer verilmiş olup; mirasın reddi durumunda tasfiye sonucu terekeden arta kalan olursa, bunlar ikinci zümreye geçmeyerek mirası reddetmiş olan birinci zümreye verileceği hususu, yine tespitine karar verilecek sigortalılık süresinin prim miktarını, bunun sonucu olarak da terekeden ödenecek kısmı etkileyeceği gözetildiğinde, hizmet tespiti davasının mirası reddetmiş olanların da hak alanını ilgilendireceği açık olup, kendilerine husumet yöneltilerek yargılamaya devamla karar verilmesini gerekli kılmaktadır.

Bu yasal düzenleme ve açıklamalarla inceleme konusu dava değerlendirildiğinde; mirası reddeden mirasçılar yönünden tespit hükmü kurulması mümkün olup, bu nedenle işverenin mirasçılarına karşı yargılamaya devam edilerek, gösterecekleri deliller de toplanmak suretiyle, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, mahkemece yanılgılı değerlendirme sonucunda tasfiye memuruna yöneltilmesi isabetsizdir.

Kabule göre de; Dava, 5510 sayılı Kanun’un geçici 7/1’inci maddesi uyarınca uygulama alanı bulan, mülga 506 sayılı Kanun’un 79/10 hükmü uyarınca açılmış hizmet tespiti davasıdır. Bu tür sigortalı hizmetlerin tespitine ilişkin davalar, kamu düzenine ilişkindir. Bu nedenle özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmesi zorunludur. Bu çerçevede hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyerek, gerekli araştırmaların re’sen yapılması ve kanıtların toplanması gerektiği göz önünde bulundurulmalıdır.

Mahkemece, re’sen araştırma ilkesi doğrultusunda; davacı tarafın gösterdiği tanıklar ile yetinilmeyerek, davacının, kesintisiz olduğunu iddia ettiği çalışmasının gerçekliği, işin ve işyerinin kapsam ve niteliğiyle süresinin belirlenebilmesi amacıyla; dava konusu dönemde davacı ile birlikte çalışan ve işverenlerin bordrolarında kayıtlı kişiler ile, aynı yörede komşu veya benzeri işleri yapan başka işverenler ve bu işverenlerin çalıştırdığı bordrolara geçmiş kişiler re’sen saptanarak bilgi ve görgülerine başvurulmalı; dinlenen tanıkların çalıştıkları işyerinin, davalı işyeri ile

komşu işyeri olup olmadıkları araştırılmalı, bunun dışında sigortalının kayıtlarda gözükmeyen çalışmalarının hangi nedenlerle kayıtlara geçmediği ya da bildirim dışı kaldığı hususu gereğince araştırılmalı, böylece bu konuda gerekli tüm soruşturma yapılarak uyuşmazlık konusu husus, hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde çözümlenip; deliller hep birlikte değerlendirilip takdir edilerek varılacak sonuç uyarınca bir karar verilmelidir.

Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz ardı edilerek eksik araştırma ve inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.

O hâlde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, (Yargıtay Hukuk Dairesi  2016/8110 E. ,  2016/10256 K.)

Avukat
Erman ORAN