Bize Ulaşın
Görevi Kötüye Kullanma Suçu Nedir?
Görevi kötüye kullanma suçu, bir kamu görevlisinin görevini yerine getirirken bilerek ve isteyerek görevine aykırı davranması, görevini ihmal etmesi veya geciktirmesi durumunda ortaya çıkar. Bu suç ve cezası, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 257. maddesinde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir.
“Madde 257- (1) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”
Görevi Kötüye Kullanma Suçunda Şikayet ve Zamanaşımı
Görevi kötüye kullanma suçunda dava zamanaşımı süresi 8 yıl, ceza zamanaşımı süresi ise 10 yıldır. Dava zamanaşımı süresi, suçun işlendiği tarihten itibaren başlar ve bu süre dolduktan sonra dava açılması mümkün değildir. Ceza zamanaşımı ise, ceza kararının kesinleştiği tarihten itibaren işlemeye başlar ve bu süre dolduktan sonra cezanın infazı talep edilemez. Bir kararın kesinleşmesi, istinaf başvuru süresinin sona ermesi veya istinaf ve temyiz yollarının tüketilmesiyle gerçekleşir.
Görevi Kötüye Kullanma Suçunda Görevli ve Yetkili Mahkeme
Görevi kötüye kullanma suçunda yetkili mahkeme suçun işlendiği yer mahkemesidir. Görevli mahkeme ise Asliye Ceza Mahkemesidir.
Görevi Kötüye Kullanma Suçunun Unsurları
Görevi kötüye kullanma suçunun mağduru her gerçek kişi olabilirken bu suçun faili ise yalnızca kamu görevlileri olabilir. Suçun Manevi unsurunu ise kast oluşturur. Görevi kötüye kullanma suçu yalnızca kasten işlenebilen bir suç olarak düzenlenmiştir.
Görevi Kötüye Kullanma Suçunun Özel Görünüş Biçimleri
Teşebbüs
Görevi kötüye kullanma suçu teşebbüse imkan vermeyen bir suç tipi olup görevi kötüye kullanma suçunun teşebbüs halinde kalması mümkün değildir.
İştirak
Kamu görevlisi sıfatını taşımakla birlikte, fi il üzerinde hâkimiyet kuramayanlar bu suçun faili olamayacaklardır. Ancak belli bir kamu görevini üstlenmiş olan kişiler bu suçun müstakil veya müşterek faili olabilirler. Kamu görevlisini, görevinin gereklerine aykırı davranmaya karar verdiren veya kamu görevlisinin fiiline, bu fiilin işlenmesini kolaylaştıran bir katkıda bulunan kişiler ise, azmettiren ve yardım eden olarak katılmış olacaklardır
İçtima
Kamu görevlisinin görevinin gereklerine aykırı bir davranışının kanunda tanımlanan başkaca suçu oluşturmadığı hallerde TCK’nın 257/1-2. maddelerini uygulamak gerekmektedir
Konuya İlişkin Yargıtay Kararları
Türk Dil Kurumunun Türkçe Sözlüğü’ne göre ihmal; “Yapmama, savsama” anlamına gelmekte, gecikme ise; “Bir işin yapılması gereken zaman geçtikten sonra yerine getirilmesi” olarak tanımlanmaktadır.
Maddenin, ikinci fıkrasında, kamu görevlisinin yapmakla görevli olduğu işi yapmaması veya kanuna göre yapılması gereken şekilde yerine getirmemesi veya vaktinde yapmayıp geciktirmesi suç sayılmıştır. Görevi kötüye kullanma suçu kasten işlenen suçlardan olup, bu suçtan söz edilebilmesi için; “Kamu görevlisinin görevini bilerek ve isteyerek ihmal etmesi veya geciktirmesi” gerekmektedir.
Görevi kötüye kullanma suçunun oluşabilmesi için, tek başına norma aykırı davranış yetmemekte, fiil sebebiyle kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olunması ya da kişilere haksız bir kazanç sağlanması, suç tarihinden sonra 6086 sayılı Kanun’la yapılan değişiklik sonrası ise haksız bir menfaat sağlanması gerekmektedir.
TCK’nın 257. maddesinde yer alan “Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında” ifadesi, görevi kötüye kullanma suçunun genel ve tamamlayıcı nitelikte olduğunu ifade etmektedir. Suçun bu niteliğinden dolayı kamu görevlisinin ceza sorumluluğunun doğabilmesi için eyleminin başka bir suçu oluşturmaması gerekir.
Yasal düzenlemeden de açıkça anlaşılacağı üzere görevi kötüye kullanma suçunun faili kamu görevlisidir. Bu nedenle söz konusu suç ancak görevinden kaynaklanan yetkilerini kötüye kullanan veya görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme gösteren kamu görevlisi tarafından işlenebilir.
(YargıtayCeza Genel Kurulu 2018/287 E., 2020/409 K.)
Mağduriyet kavramının, sadece ekonomik bakımdan uğranılan zararla sınırlı olmayıp bireysel hakların ihlali sonucunu doğuran her türlü davranışı ifade ettiği kabul edilmelidir. Bu husus madde gerekçesinde; “Görevin gereklerine aykırı davranışın, kişinin mağduriyetine neden olunması gerekir. Bu mağduriyet, sadece ekonomik bakımdan uğranılan zararı ifade etmez. Mağduriyet kavramı, zarar kavramından daha geniş bir anlama sahiptir.” şeklinde vurgulanmış, öğretide de; mağduriyetin sadece ekonomik bakımdan ortaya çıkan zararı ifade etmeyip daha geniş bir anlama sahip olduğu, bireyin, sosyal, siyasi, medeni her türlü haklarının ihlali sonucunu doğuran hareketlerin ve herhangi bir çıkarının zedelenmesine neden olmanın da bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiğine işaret edilmiştir (Mehmet Emin Artuk-Ahmet Gökçen-Ahmet Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Turhan Kitapevi, 11. Bası, Ankara, 2011, s. 911 vd.; Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara, 2013, s. 772; Veli Özer Özbek-Mehmet Nihat Kanbur-Koray Doğan-Pınar Bacaksız-İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 2. Bası, Ankara, 2011, s. 974).
Kişilere haksız menfaat sağlanması, bir başkasına hukuka aykırı şekilde her türlü maddi ya da manevi yarar sağlanması anlamına gelmektedir.
Kamunun zarara uğraması hususuna gelince; madde gerekçesinde “ekonomik bir zarar” olduğu vurgulanan anılan kavramla ilgili olarak kanuni düzenleme içeren 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi Ve Kontrol Kanunu’nun 71. maddesinde; kamu görevlilerinin kast, kusur veya ihmallerinden kaynaklanan mevzuata aykırı karar, işlem veya eylemleri sonucunda kamu kaynağında artışa engel veya eksilmeye neden olunması şeklinde tanımlanan kamu zararı, her olayda hâkim tarafından, iş, mal veya hizmetin rayiç bedelinden daha yüksek bir fiyatla alınıp alınmadığı veya aynı şekilde yaptırılıp yaptırılmadığı, somut olayın kendine özgü özellikleri de dikkate alınarak belirlenmelidir. Bu belirleme; uğranılan kamu zararının miktarının kesin bir biçimde saptanması anlamında olmayıp miktarı saptanamasa dahi, işin veya hizmetin niteliği nazara alınarak, rayiç bedelden daha yüksek bir bedelle alım veya yapımın gerçekleştirildiğinin anlaşılması hâlinde de kamu zararının varlığı kabul edilmelidir. Ancak bu belirleme yapılırken, norma aykırı her davranışın, kamuya duyulan güveni sarstığı, dolayısıyla, kamu zararına yol açtığı veya zarara uğrama ihtimalini ortaya çıkardığı şeklindeki bir düşünceyle de hareket edilmemelidir.
(Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2018/445 E., 2021/12 K.)
… ili … Bereket Merkez Posta Müdürlüğünde posta dağıtıcısı ve şube memuru olarak görev yapan sanığın, katılan adına ve adresine çıkarılan … İcra Hukuk Mahkemesinin duruşma gününü bildirir tebligat mazbatasını kimlik kontrolü yapmaksızın katılandan başka bir şahsa tebliğ etmesi şeklindeki eyleminin 5237 sayılı TCK’nın 257/1. maddesinde düzenlenen icrai davranışla görevi kötüye kullanma suçuna uyduğu gözetilmeden, yanılgılı değerlendirme sonucu TCK’nın 257/2. maddesine göre uygulama yapılması,
…
BOZULMASINA
(Yargıtay 5. Ceza Dairesi 2021/5989 E., 2022/13465 K.)
Avukat
Erman ORAN
