Bize Ulaşın
Elatmanın Önlenmesi (Müdahalenin Meni) Davası Nedir?
Müdahalenin meni davası, taşınır veya taşınmaz bir malın maliki tarafından açılan, söz konusu mal üzerindeki haksız müdahalenin sona erdirilmesi amacıyla açılan dava türüdür. Haksız müdahale ile ifade edilmek istenilen malın, malikinin rızası dışında; kullanılması, işgal edilmesi, kiraya verilmesi durumlarıdır.
TMK md. 683/2:
“Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız elatmanın önlenmesini de dava edebilir.”
Elatmanın Önlenmesi Davasının Şartları Nelerdir?
1.Dava Hak Sahibi Tarafından Açılmalıdır:
Elatmanın önlenmesi davasını açabilmek için müdahalede bulunulan mal üzerinde ayni veya şahsi bir hakkın mevcudiyeti aranmaktadır.
2. Bir Mala Müdahalede Bulunulmuş Olmalı veya Müdahalede Bulunulma Tehlikesi Mevcut Olmalıdır:
El atmanın önlenmesi davası açabilmek için, taşınır veya taşınmaz mal üzerindeki ayni ya da şahsi hakka el atılmış olması ya da elatma tehlikesinin mevcut olması gerekmektedir. Gelecekte meydana gelebilecek bir el atma durumu, önceden bu tür bir davanın açılmasına engel teşkil etmez.
3.Elatma Haksız Olmalıdır:
Ayni veya şahsi hakka haksız bir şekilde el atılması gerekmektedir. Bu el atma, doğrudan ayni veya şahsi hakka yapılabileceği gibi, çeşitli araçlar veya kişiler aracılığıyla dolaylı olarak da gerçekleştirilebilir. El atma, bir kişinin doğrudan müdahalesiyle olabileceği gibi, bir kişinin oluşturduğu durumlar nedeniyle dolaylı olarak da ortaya çıkabilir. Örneğin, bir taşınmaza kamyondan çöp dökmek, doğrudan el atma olarak kabul edilirken; bir taşınmazın manzarasını engellemek ise dolaylı bir el atma olarak değerlendirilir.
Paylı Mülkiyet veya Elbirliği İle Mülkiyet Durumlarında Elatmanın Önlenmesi Davası:
Niteliği itibariyle bir haksız fiil olan elatma için paylı mülkiyette her bir paydaş, elbirliği ile mülkiyette her ortak üçüncü kişilere karşı tek başına elatmanın önlenmesi talebinde bulunabilir.
Elatmanın Önlenmesi Davasında Görevli ve Yetkili Mahkeme?
Elatmanın önlenmesi davasında görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemeleridir. Yetkili mahkeme ise taşınmaz mallarda taşınmazın bulunduğu yer mahkemesiyken taşınır mallarda davalının yerleşim yeri mahkemesidir.
Elatmanın Önlenmesi Davasında Zamanaşımı?
Elatmanın önlenmesi davası haksız fiilden kaynaklana bir dava türü olduğu için haksız fiil teşkil eden elatma devam ettiği müddetçe her zaman açılabilir.
KONUYA İLİŞKİN YARGITAY KARARLARI
Hemen belirtilmelidir ki; paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan payına vaki elatmanın önlenilmesini her zaman isteyebilir. Hatta elbirliği mülkiyetinde dahi paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine elatmanın önlenilmesi davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı veya kullanabileceği bir kısım yer varsa açacağı elatmanın önlenilmesi davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay içtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre, payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu elatmanın önlenilmesi davası ile değil, kesin sonuç getiren taksim veya ortaklığın satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.
Somut olaya gelince; davalı … yargılama devam ederken taşınmazda hak sahibi olduğuna göre; davada ileri sürülen talebin paydaşlar arası meni müdahale esaslarına göre değerlendirilmesi ve sonucuna göre karar verilmesi gerektiğinin düşünülmemesi doğru görülmemiştir.( Yargıtay 8.Hukuk Dairesi Esas:2018/10060 Karar:2021/232)
Dava, paydaşlar arasındaki elatmanın önlenmesi, kal ve ecrimisil istemine ilişkindir.
Paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan her zaman payına vaki elatmanın önlenmesini ve/veya ecrimisil isteyebilir. Elbirliği mülkiyetinde de paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine ecrimisil ve/veya elatmanın önlenmesi davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı ya da kullanılabileceği bir kısım yer varsa açacağı ecrimisil ve/veya elatmanın önlenmesi davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay içtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu, kesin sonuç getiren taksim veya ortaklığın satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.
Bilindiği üzere 4721 s. Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 237., Tapu Kanunu’nun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne var ki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş ya da fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı, eylemsel olarak (fiilen) bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime veya ortaklığın satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması, “ahde vefa” kuralının yanında TMK’nin 2. maddesinde düzenlenen iyi niyet kuralının da bir gereğidir. Aksi halde, pek çok kimse zarar görecek toplum düzeni ve barışı bozulacaktır.
O halde, paydaşlar arasındaki el atmanın önlenmesi ve ecrimisil davalarında öncelikle tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planının olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı üzerinde özenle durulmalı, varsa çekişmeli yerin kimin kullanımına terk edildiği saptanmalı, harici veya fiili taksim yoksa uyuşmazlık yukarıda değinildiği gibi, TMK’nin müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmelidir.
Somut olaya gelince, davaya konu 553 ada 4 parselde kayıtlı arsa vasıflı taşınmaz ile 553 ada 13 parselde kayıtlı arsa vasıflı taşınmazların, dava dışı … isimli kişi adına kayıtlı olduğu,davacılar vekili tarafından davacıların tapu malikinin mirasçıları olduğunun savunulduğu, fakat mirasçılıklarını gösteren veraset ilamının dosyaya sunulamadığı, davalı tarafça sunulan veraset ilamına göre, tapu malikinin 29.06.1987 tarihinde vefat ettiği, geriye dava dışı eşi …, ve çocukları …,davalı … ve dava dışı … isimli kişileri mirasçı olarak bıraktığı, davalı vekilinin 03.06.2014 havale tarihli dilekçesinde, davacıların tapu malikinin mirasçıları olduğunun kabul edildiği, 09.04.2014 tarihinde yapılan keşif sonrasında düzenlenen 10.05.2014 tarihli inşaat bilirkişi raporuna göre dava konusu parseller ile dava dışı 12 ve 5 parselleri kapsayacak şekilde bu dört parsel üzerine inşa edilmiş 3 katlı binanın yer aldığı, binanın zemin katının dükkan, üst katlarda ise her katta iki daire olmak üzere toplam 4 dairenin bulunduğu, binanın 5 ve 12 parsel üzerindeki kısmı için verilen ruhsat projesinin isim hanesinde davalı …’in isminin yer aldığı, davaya konu parsellerin üzerindeki kısmı için verilen ruhsat projesinin isim hanesinde ise dava konusu parsellerin tapu maliki …’in isminin yer aldığı, 1. kattaki dairelerin birinin davacı, diğerinin davalı tarafından, 2. kattaki dairenin ise yine davalı tarafından kullanıldığının belirtildiği, fakat davacının kullanımındaki dairenin binanın hangi parseller üzerindeki kısmında kaldığının gösterilmediği, bu nedenle davacının davaya konu parsellerde kullandığı ya da kullanabileceği bir yer olup olmadığının yeterince araştırılmadığı anlaşılmaktadır.
Bu nedenle Mahkemece; öncelikle, tapu maliki …’in güncel veraset ilamı dosyaya getirtilerek, yukarıda değinilen ilkeleri kapsar biçimde araştırma ve inceleme yapılması, yerinde uzman bilirkişiler aracılığıyla yeniden keşif yapılarak, tüm paydaşları bağlayan fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığının, oluşmuş ise kimin nereyi kullandığının belirlenip krokiye yansıtılması, fiili kullanma biçimi oluşmamışsa davacının payına karşılık davaya konu taşınmazda kullandığı veya kullanabileceği yer bulunup bulunmadığının kuşkuya yer bırakmayacak şekilde saptanarak varılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken, eksik soruşturmayla yetinilerek davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.(Yargıtay 8.Hukuk Dairesi Esas:2018/9339 Karar:2021/700)
Bilindiği üzere; paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan payına vaki elatmanın önlenilmesini her zaman isteyebilir. Hatta elbirliği mülkiyetinde dahi paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine elatmanın önlenilmesi davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı elatmanın önlenilmesi davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu elatmanın önlenilmesi davası ile değil, kesin sonuç getiren taksim veya şüyuun satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.
Öte yandan, yurdumuzda sosyal ekonomik nedenlerle kırsal kesimlerden kentlere aşırı akım, nüfus çoğalması, büyük mesken ve işyeri ihtiyacı nedeniyle hızlı yapılaşma karşısında görevli mercilerin aciz kalmaları veya çeşitli nedenlerle göz yummaları sonucu, izinsiz, ruhsatsız, resmi kayıtlara bağlanmayan büyük yerleşim alanları oluştuğu, bu arada paylı taşınmazların tapuda resmi ifrazları yapılmadan paydaşlar arasında haricen veya fiilen taksim edilip üzerlerine büyük mahalleler hatta beldeler yapıldığı bir gerçektir. Bilindiği üzere Medeni Kanunun 706, Borçlar Kanununun 213, Ticaret Kanununun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne var ki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş yada fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı, eylemsel olarak (fiilen) bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime veya şüyuun satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması, akde vefa kuralının yanında Medeni Kanunun 2. maddesinde düzenlenen iyi niyet kuralının da bir gereğidir. Aksi halde, pek çok kimse zarar görecek toplum düzeni ve barışı bozulacaktır.
O halde, paydaşlar arasındaki elatmanın önlenilmesi davalarında öncelikle tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planın olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı üzerinde özenle durulmalı, varsa çekişmeli yerin kimin kullanımına terk edildiği saptanılmalı, harici veya fiili taksim yoksa uyuşmazlık yukarıda değinildiği gibi, Medeni Kanunun müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmelidir.
Hal böyle olunca yukarda açıklanan ilkeler dikkate alınmak suretiyle gerekli araştırmanın yapılması sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken eksik soruşturma ile karar verilmiş olması doğru değildir…) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
Karar: Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Davacı-Karşılık-Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK. nun 429.Maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 20.09.2006 gününde oyçokluğu ile karar verildi.( Yargıtay HG.Hukuk Genel Kurulu Esas:2006-1-553 Karar:2006-561)
Somut olayda taşınmazın maliki olan S. A. taşınmazına, ekip dikmek suretiyle kısmen müdahale eden şikayetçilerin de bulunduğu kişilere karşı el atmanın önlenmesi davası açmış ve neticeten istem kabul edilerek, el atmanın önlenmesine ve yargılama giderlerine hükmedilmiştir. Hüküm temyiz incelemesinde olup, kesinleşmemiştir.
Hukuk Genel Kurulu görüşmeleri sırasında öne sürülen bir görüş olarak, karşı taraf olan S. A.’ın kayden maliki olduğu 221 parsel sayılı taşınmazına, davalılardan olan şikayette bulunanların müdahale ettiği iddiası ile el atmanın önlenmesi (men’i müdahale) istemi ile dava açtığı ve mahkemece müdahalenin önlenmesine karar verildiğine göre, el atmanın önlenmesi davası mülkiyet hakkına dayalı olarak açıldığından verilen karar taşınmazın aynına ilişkin olup, karar kesinleşmeden infaza konulamaz. Dolayısıyla ilamda hükme bağlanan yargılama giderlerinin de ilamın fer’ii niteliğinde olduğundan infaza konulamayacağı hususu savunulmuşsa da, bu görüş azınlıkta kalmıştır.
Taşınmazın aynının ihtilaflı olduğu hallere ilişkin ilamların kesinleşmeden icraya konulamayacağı yasa hükmü gereğidir. Ne var ki, taraflar arasında görülen el atmanın önlenmesi davasında davalılar bir mülkiyet iddiasında bulunmamışlar, bu hususta bir dava da açmamışlardır. Takibe konu hususunda el atmanın önlenmesine ilişkin karar değil, yargılama giderleridir. Asıl olan mülkiyet hakkına üstünlük tanınması, malikin malına bir an evvel kavuşmasını temin etmek olduğuna ve müdahale edenler tarafından mülkiyete yönelik bir istemde de bulunulmamış bulunmasına göre yargılama giderine ilişkin ilamın icraya konulması için kesinleşmesinin gerekmeyeceği hususu Hukuk Genel Kurulu çoğunluğu tarafından kabul edilmiştir.
Açıklanan nedenlerle, Özel Daire bozma ilamında belirtilen gerekçelerle, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen bozma ilamına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
Sonuç: Alacaklı (Karşı taraf) vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanunun 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının iadesine, 2004 sayılı İcra İflas Kanunun 366/III. maddesi uyarınca tebliğden itibaren 10 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 14.11.2012 gününde ikinci görüşmede oyçokluğu ile karar verildi.( Yargıtay HG.Hukuk Genel Kurulu Esas:2012-12-823 Karar:2012-780)
Avukat
Erman ORAN
